Herkesin kendini ispatlama derdi var

24 Kasım 2013 Pazar 03:21

16 0

Herkesin kendini ispatlama derdi var

‘Merhamet’ dizisinin hırslı ve güzel Irmak’ı Yasemin Allen ilk sinema filmi ‘Su ve Ateş’te Özcan Deniz’le rol kesiyor. Beş yıl önce Avustralya’dan Türkiye ’ye taşınan ve 80’lerin yıldızı Suna Yıldızoğlu’nun kızı olan Allen, aynı zamanda ‘Bana gözkulak ol’ adındaki hayvan hakları derneğinin de kurucu üyesi. Allen’la sohbetteyiz.

‘Su ve Ateş’ ilk sinema deneyiminiz. Filme nasıl dahil oldunuz?

Bir sinema filminde oynamak çocukluğumdan beri en büyük hayalimdi. Bu sene gerek dizi, gerek reklam ve sinema filmleriyle benim için güzel bir sene oldu. Özcan Bey ve Avşar Film beni reklam filminde ve dizide görmüş, görüşmeye çağırdılar. Hikâyeyi anlattılar, hemen anlaştık. Benim istediğim kadar o da benim bu projede olmamı olumlu buldu.

Hikâyeyi sevdiniz mi, kafanızda önyargılar var mıydı?

Özcan Deniz’in önceki filmlerinden haberim vardı, nasıl çalıştığını, ne tarz filmler çekmeyi tercih ettiğini biliyordum. Hikâye de tahmin ettiğim dozdaydı, tatmin olabileceğimi düşündüğüm bir senaryo çıktı. Karakter benim için önemliydi ve karakteri sevdim. Bu tarz filmlerde naif karakterler genelde tek boyutlu çizilir. Ama bu senaryoda oynadığım karakter tek boyutlu ve klişe değil. Karaktere derinlik katmaya yer bırakılmış. Bir yandan da karakterle kendim arasında yakınlık hissettim. Okuduğum zaman hemen kendimi gördüm o kızda. O yüzden çok hevesliydim.

Ne açıdan kendinizi gördünüz?

İç çocuksuluğu beni çok etkiledi, masumiyeti hoşuma gitti. Dünyadan bihaber kalmış bir karakter değil. Hayatın darbelerine rağmen pesimist bir hale gelmemiş, yontulmamış... Travmaların altından başarılı olarak kalkmış... Karakteri çıkarırken bir iç serüven yaşadım ve bu bana iyi geldi.

‘Merhamet’te kötü karakteri canlandırıyorsunuz, bu filmdeki karakter de adeta iyilik perisi… İki işte iki uç gelmesi açısından şanslısınız.

‘Merhamet’te kötü karakteri kabul ederken önce endişelendim zaten. Hatta sektöre ilk girdiğimde hemen “Kötüyü oynama, üzerine yapışır” tavsiyesi geldi. Ama ben bu fikirde değilim. İyiyi oynadığında kötü rollerindeki kadar zevk almıyor insan…

Oynadığınız işlerde kendinizi ispat etme kaygısı taşıyor musunuz?

Tabii ki. Bence herkesin bir noktada sahip olduğu bir kaygı var. İspatlama derdin yoksa seni ileriye itecek olan nedir? Evet, senelerin oyuncuları bunu düşünmüyordur ama onların da kendi kendilerine ispat dertleri olduğunu düşünüyorum. Bir karakter çıkarmaya sıradan bir işmiş gibi bakmaya başlarsan, bu oyunundan götürür. Bence o hırs, o ateş ekrana da yansıyor. Ben yeni olduğum için insanlar elbette benim nasıl oynadığıma bakıyor. Ama zamanla ne kadar çabaladığımı görecekler.

Sektöre girdiğinizde daha çok sizi iyiye yönlendirmeye çalışan insanlarla mı karşılaştınız yoksa önünüzü kesmeye çalışanlarla mı?

Özellikle yeniyken “Bu bilmez henüz” diyerek durumu manipüle etmeye çalışanlar oldu. Ben ne düşünüyorsam, ne hissediyorsam onu yaşayan biriyim. Sırf işime yarıyor diye kimsenin yüzüne gülemem. Ama annem her zaman yanımdaydı. Hem çocukken yaptığım gözlemler hem de onun tecrübelerini aktarması benim için avantaj oldu.

O kadar yıl Avurstralya’da yaşadıktan sonra neden Türkiye’ye dönme kararı verdiniz?

Eğer kalsaydım hayatıma tamamen Avustralyalı bir kız gibi devam etmek zorunda kalacaktım. Avustralya benim için tek yönlü bir yerdi. Burası daha doğru bir tercih gibi geldi. 11 yaşına kadar burada olduğum için buranın insanına da alışıktım.

Türkiye’deki sinema ya da televizyon dünyasını takip ediyor muydunuz?

Bana ‘Elif’ dizisinden teklif geldiğinde hiçbir şeyin farkında değildim. 18 yaşındaydım ve kafam çok karışıktı. Dizi, o sırada hayatın karşıma çıkardığı bir şanstı. “Evet” dedim ve bir serüvene girmiş oldum. Bir de çok planlı hareket eden bir insan değilim. Hem özel hem iş çevresini gelişine yaşıyorum. Burası iyi bir hayat tecrübesi oldu. Kendi ayaklarım üzerinde durabilmek genç kızlıktan kadınlığa geçmemi, olgunlaşmamı sağladı.

Türkiye’ye gelirken oyunculuk dışında kafanızda ikinci bir seçenek var mıydı?

Oyunculuk yapmasaydım sanırım tasarım, görsel sanatlar alanında bir şeyler yaparak içine kapanık Yasemin olurdum. Yine sanatla ilgilenirdim ama... Orası kesin! Oyunculuk serüveni hayatın bana yaptığı sınav gibi bir şeydi. Hayatım boyunca içine kapanık Yasemin’le dışa dönük Yasemin arasında çok gidip geldim. Yer aldığım projeler esas olmam gereken karakteri ortaya çıkarmamı, kabuğumu kırmamı sağladı. Aslında bu işe girerken çok düşündüm, göz önünde olmayı ve eleştirileri kaldırabilir miyim diye. Bir süre “Bu kadar göz önünde olmak bana göre değil mi acaba” diye düşündüm. Ama sonra kaçmak korkaklık gibi geldi.

Kalabalıklarla olmaktan mı yoksa tek başınıza geçirdiğiniz zamanlardan mı daha çok zevk alırsınız?

Sosyalliği severim ama beni bir süre sonra yoruyor. Bir süre sonra beynim “Yasemin sakin ol” diye beni uyarıyor. Ama yaptığım iş itibariyle de sosyallikten beslenen bir insanım. İnsanlardan kopuk yaşayamam. Bazen kendimi savunmasız hissetsem de ne öğrendiysem insanlardan öğrendim. Bu yüzden ara sıra yalnız kalıp deşarj olarak hayatıma devam edebiliyorum.

Bu deşarj döneminizde neler yapıyorsunuz?

Sıradan şeyler... Film izliyorum, kitap okuyorum. En çok da kedilerimle oynuyorum.

Ne güzel! Kaç kediniz var?

Yedi!

Türkiye’de sokak hayvanları çok zor durumda...

Evet, bu beni çok üzen bir konu zaten. Ailelerin çocuklara, “Aman dokunma evladım” gibi laflarıyla hayvanlara karşı bir sevgisizlik oluşuyor. Ruh dediğimiz şeyin önemsenmesi gereken bir toplumda yaşıyoruz.

Hayvan hakları eylemlerine katılır mısınız?

Elbette katılırım. Şimdi bir dernek oluşumumuz var zaten. Özge Özder, Ayça Varlıer, Aslı Tandoğan’la birlikte kurduğumuz ‘Bana Gözkulak Ol’ derneğine de üyeyim zaten. Konuyla ilgili bilinci arttırmak istiyoruz.

Sosyal medyada kendinizle ilgili yazılanları takip eder misiniz?

Bazen okuyorum. Çok takmamaya çalışıyor, sadece genel izlenim nedir onu öğrenmeye çalışıyorum. Negatif yorumlara pozitiflerden daha çok taktığım için çok da fazla bakmak istemiyorum. Zaten kendimi çok sert eleştiririm. Bu yüzden bir de başkalarının eleştirilerini okumak beni çok negatif etkileyebiliyor.

Kaynak: radikal.com.tr

Kategori sayfasına

Loading...